31 Aralık 2012 Pazartesi

2013'e Selam Olsun..

Yalnız insanlar yılbaşından haz etmez, sevmez..
Ne kadar yalnızsa o kadar sevmez hatta.. Ve bende Grich usta kadar nefret ederim yılbaşlarından :) Resmen mutsuzluk çöküyor üstüme! Zerre bir heyecan yok içimde, bir planımda. Mütedeyyin bir müslüman değilim ama onlar kadar gereksiz ve sıradan görüyorum yılın bu son gününü.. (!)
Bana kalsa her zaman Nisan olabilir. Başka aylara ve kutlamalı organizasyonlara lüzum yok..
Sağlığına Grinch :)


28 Temmuz 2012 Cumartesi

2012 LONDRA'DA 1.GÜNÜN ARDINDAN.

Londra 2012’de resmi açılışın ardından ilk günü geride bıraktık.. İlk günde Ülkemiz açısından güzel sonuçların yanında daha iyi olmasını beklediğimiz fakat umduğumuzu bulamadığımız sonuçlarda oldu.. Öncelikle tarihimizde ilk kez katıldığımız Kadın Basketbol’un dan başlayalım.. Bugün ilk maçına çıkan Potanın Perileri Angola karşısında rahat başkadıkları maçı 72-50’lik net bir skorla kazanmayı bildi.. Maça iyi başladık denemez aslında, Olimpiyat’ın heyecanını ve baskısını hissettiğimiz bir hayli ortadaydı. Ne hücum da düzeni kurabildik, ne de savunmada rotasyonu oturtup yardım savunmasında başarılı olabildik. Angola’nın ilk çeyrekte kaçırdığı boş pota altı basketleri bizi kendimize getirdi ve oyun düzenimizi 2.periyotta kurmaya başladık. Lehimizde olan momentumu maç sonuna kadar bırakmadık ve Olimpiyat tarihinde ki ilk galibiyetimizi aldık.. Birsel Vardarlı attığı 3 sayılık basket ile Olimpiyat tarihinde ki ilk basketimizi atan sporcumuz oldu.. Potanın Perileri 30 Temmuz da grupta ki 2. Maçında Çek Cumh. İle karşılaşıcak.. Halter’de 48 kiloda Nurdan Karagöz güzel başladığı kopartma sonunda zirveyi silkmede Çinli Wang’a bıraktı ve koparmada 83, silkmede 104 toplamda ise 187 kilo ile 5.lik ile yetindi.. Bir iyi haberi Badminton’dan aldık, 1994 doğumlu Neslihan Yiğit ile tarihimizde ilk kez katıldığımız bu branşta ilk maçımız da ilk galibiyetimizi aldık.. Avusturyalı rakibini 2-0 yenerek bir üst tura adını yazdıran Neslihan gelecek Olimpiyatlar için umut verdi.. Günün hayal kırıklığı ise 400 metre erkekler bireysel karışıkta Dünya ve Olimpiyat rekortmeni Michael Phelps'den geldi. Seçme serisini son sırada tamamlayarak finale yükselen fakat final’de de bekleneni veremeyen Phelps Pekin’de kazandığı Altın madalyalardan birini 4.olarak vatandaşı Lochte’ye kaptırdı.. Phelps 2000 Sidney olimpiyatlarından bu yana ilk kez katıldığı bir yarışta podyum göremedi.. 2004 Atina Olimpiyatları'nda 6 altın, 2 gümüş, 2008 Pekin Olimpiyatları'ndan ise 8 altın madalyayla ülkesine dönen Phelps, 2012 Londra Olimpiyatlarındaki ilk yarışında büyük hayal kırıklığı yaşadı. İlk günün ardından madalya sıralaması ise şöyleİ; 1-Çin 4 altın, 2 bronz, toplam 6 madalya 2-İtalya 2 altın, 2 gümüş, 1 bronz, toplam 5 madalya 3-ABD 1 altın, 2 gümüş, 2 bronz, toplam 5 madalya

OLİMPİYAT ATEŞİ LONDRA'DA ALEV ALDI.

Spor şöleni olarak adlandıralın Olimpiyat’ların 30.su olan U.K. Londra 2012’ye dün gece start verildi.. Olimpiyat’lara 3.kez ev sahipliği yapacak olan Londra bir bakıma bir çok Olimpiyat otoritesi tarafından ‘’en şansız Olimpiyat şehri’’ olarak nitelendiriliyordu.. Bunun sebebi ise Çin Hükümetinin 2008 Pekin Olimpiyatları açılış töreni için 102 Milyon $’lık astronomik bir bütçe ayırıp harikalar yaratmış olmasıydı.. Beklenen Birleşik Kral’lığın açılış törenine ayırdığı 27 Milyon Sterlin ile Pekin’de ki gösteriş ve ihtişamı yakalayamayacak olmasıydı. Fakat benim görüşüm Pekin kadar gösterişli bir tören olmamış olmasına rağmen gayet güzel planlanmış, koreografi edilmiş bir törendi.. Üstelik sadece ışık,havai fişek ve dans şovlarından oluşmuyor bir hikaye anlatıyordu. Sanayi devriminden önce Birleşik Kral’lık topraklarının verimli ve huzurlu olduğu anlatıldıktan sonra bir anda stadyumun ortasında yükselen fabrika bacaları veWilliam Shakespeare’in bir Othello adlı eserinden bir bölüm okunarak Sanayi Devrimine geçiliş süreci sahnelendi.. Ardından geçiş töreni başladı.. Tüm seyirciler dünyaca ünlü spor yıldızlarını görmek için heyecanla bekliyordu. Ülkemiz Londra 2012’ye rekor bir katılım ile geçiş töreninde 114 sporcu ile yerini aldı.. Geçiş töreninde Nijerya’nın bayrağını Usain Bolt, Rusya’nın bayrağını Maria Sharapova, Sırbistan’ın bayrağını Novak Djokovic taşırken Birleşmiş Devletlerin Bayrağını adını,sanını duymadığım bir kadın sporcu taşıdı. Orada Kobe Bryant, LeBron James, Michael Phelps, Tyson Guy gibi dünya çapında milyonlarca hatta milyarlarca hayranı olan sporcular varken, bayrağı neden o bayan taşıdı merak ediyorum.. Bizim bayrağımızı ise(A) Milli Kadın Voleybol takımımızın kaptanı Neslihan Darnel taşırken bu kararından dolayı TR Olimpiyat Federasyonu’nu da kutluyorum. En doğru tercihi yapmışlar.. Ayrıca Kolombiya’nın bayrağını Marina Pajon adlı bir bisikletçi taşıyordu ki, bugüne kadar gördüğüm ve sanıyorum ki görebilicegim en güzel sporcuydu, sırf onu görmek için Kolombiya’ya gitme kararı bile almış olabirilim  öyle güzeldi yani.. Olimpiyat ateşine gelince, bugüne kadar ki en dahice tasarlanmış Olimpiyat Meşalesi ile herkesi kendisine hayran bıraktı Londra.. Herkesin nerede olduğunu merak ettiği fakat Olimpiyat Federasyonu tarafından sır gibi saklanan meşale Olimpiyat Parkının ortasına, geçiş töreni sırasında sporcular tarafından kuruldu. Tabii bu kurulumdan sporcuların da haberi yoktu.. Daha sonra meşaleyi kimin yakacağı hakkında dedikodular dönmeye başladı, bu isimler arasında efsanevi oyuncu David Beckham, İngilizlerin dünyaca ünlü tenisçisi Andray Murray gibi isimler yer alırken Federasyon meşaleyi yakma görevini 7 genç sporcuya vererek yine herkesi şaşırttı.. 2 hafta boyunca sürecek olan 2012 Londra Olimpiyatlarında tüm sporcularımıza başarılar ve bol madalyalar diliyorum..

14 Mayıs 2012 Pazartesi

Sindirella Masalı - Mucizenin adı OLİMPİAKOS.

Panatinaikos sarstı, Olimpiakos darbeyi vurdu.. Efsane kadro, yenilmez kadro CSKA Moskova en büyüğünde büyüğü favori olduğu Euroleague Fİnal 4 finalinde 19 sayı önde olduğu maçı son saniye basketiyle kaybetti ve şampiyonluğu Olimpiakos'a armağan etti.. Geçtiğimiz hafta sonu (11-13 Mayıs) Avrupa'nın klupler düzeyinde en büyük organizasyonu olan 'Turkish Airlines Euroleague'de şampiyonu belirliyecek olan FİNAL 4 İstanbulun ev sahipliğinde Sinan Erdem Spor Salonun'da oynandı.. Final 4'a kalan 4 takımdan 3'ü sezon başından beri tüm otoritelerin söylediği takımlar olan; son finalist Barcelona, son şampiyon Panatiankos ve geçen sezon gruptan çıkamayıp bu sene bütçe arttıran, kadrosuna Krilenko, Teodosic, Kristic, Kryapa ve daha bir çok önemli süper starı katıp şampiyonlupu domine edicek olan CSKA Moskova'ydı. Bu 3 takımda otoriteleri yanıltmadı ve tüm engelleri kolayca aşıp Final 4'da yerlerini aldılar.. Fakat Final 4'un son takımı Olimpiakos bırakın Final 4'a kalmayı gruptan çıkamaz gözüyle bakılırken bu 3 takım arasından sıyrılıp kupaya ulaşan takım oldu.. Aslında onlardan bu başarıyı bir tek otoriteler, basketbol severler değil kendi taraftarlarıda beklemiyordu. Sezon başında Yunanistan'da ki kriz sebebiyle en önemli yıldılzarını kaybettikleri zaman kendi seyircileri bile onlara inanmayıp, tıklım tıklım dolan, rakip takımlar için cehennem dönen salonu boş bırakmışlardı.. Haksız da değillerdi aslında. Gruptan çıkamıyorlardı da zaten. Ancak hiç bir iddiası kalmayan Cantu'nun, kazandığı taktirde Grup 1. olucak olan Caja Laboral'i yenmesi gerekiyordu ki bu hiçte olası bir şey değildi fakat ''Sindirella Masalı'' o maçtan sonra başladı işte. Cantu, Caja'yı yendi ve Olimpiakos'a TOP 16 yolunu açtı.. Olimpiakos TOP 16'ya da istediği gibi başlayamadı Final'de yenerek şampiyonluğa ulaştığı CSKA'ya önce evinde 16 sonra deplasmanda 32 sayı ile kaybetti. Fakat Galatasaray'ı son maçta yenerek ''Sindirella Masalı'' söyentilerini iyice yayarak TOP 8 biletini aldı.. TOP 8'de otoritelerin Barcelona, Panatinaikos ve CSKA'nın ardından Final 4 adayı gösterdiği Montepasci Siena ile eşleşti. Artık herkesin buraya kadarmış dediği yerde Oli, kaptan Spanulis'in önderliğinde Siena'yı da 3-1 geçerek İstanbul'a gelicek olan son takım olma hakkını kazandı.. Flnal 4'da (bırakın Final 4'u gruplar, TOP 16, TOP 8 dahil) hiç şans tanınmayan OLİMPİAKOS son düzlüğe gelmişti artık. Barcelona ile eşlesen Olimpiakos için herkes ''-buraya gelmeleri bile başarı'' derken onlar inanmış olmalılar ki, Barcelona karşısında üstünlüğü maçın başında alıp sonuna kadar bırakmadılar ve ''Kime niyet kime kısmet'' dedirten bi şekilde Final'de CSKA'nın rakibi oldular.. Asıl ''Sindirella Masalı'' final'de. Maça çok tutuk başlayıp Spanulis'e yardımcı skorel bulamayan Olimpiakos bir anda 19 sayı geriye düştüğü maçı son çeyrekte ki inanılmaz savunma mücadelesi ve biraz da şans ile şampiyonluk iddiasını son topa taşıdı ve Printesiz'in son saniye basketi ile ''Sindirella Masalı''nı mutlu son ile bitirdiler.. Onlar şimdi Avrupa'nın en büyüğü hemde bütçelerini bir önce ki seneye göre yarıdan daha fazla kısıp, bütçesini bir önce ki seneye göre 3 katına çıkaran yıldızlar topluluğu CSKA Moskova'yı yenerek.. Tebrikler OLİMPİAKOS..

21 Şubat 2012 Salı

UÇAKTAN BİLDİRİYORUM..

Şuan da Pegasus’un PC166 numaraları Boing 730 İstanbul-Kayseri uçağından bildiriyorum..

‘’Kayseri’de ne işin var ?!’’ diye aklından geçirenler için hemen cevaplıyım, Basketbol Federasyonu’nun ‘Antrenör Gelişim Semineri’ için 3 günlüğüne Kayseri’ye gidiyorum..

Her neyse konumuz bu değil. Konumuz, aslında belirli bir konumuz da yok. Havaalanlarının kasveti ve uçağın gerginliğinden kurtulmak amacıyla birkaç bir satır yazıcam. Uçuşum 1 saat 30 dakika sürücekmiş, ben bu sürede birkaç satır değil destan yazarım gerçi..

Önce Havaş’a bir sersenişte bulunmak istiyorum, internet sitelerine Taksim-Sabiha Gökçen arası 1.5 saat yazdıklarından dolayı 08.40 da olan uçağım için sabahın köründe ki 06.30 araçlarına bindim ve 33 dakika sonra Havaalanındaydım ! Uykumdan ortalama 45 dakika çaldılar !

Uçuştan 1 saat 40 dakika önce havaalanına gelmenin verdiği sinir ve gerginliğimi böyle anlarda hayat kurtaran PSP sayesinde kısmen atlattım sayılır. Böyle uzun ve boş bekleme anlarında tam bir can simiti bu PSP. Teşekkürler Sony..

Daha sonra birde Elektronik(Self) Check-in denen mübarek bir icat var ya, hani şu valizi olmayanlar için. Heh işte o neşeme neşe kattı desem yalan olmaz. Herkes kilo-kilo valizleri ile bilet kuyruğunda can çekişirken ben gayet 'cool' bir halde sırt çantam, kulağımda Headphones kulaklıklarım ve tabi ki gözümde güneş gözlüklerim(evet havaalanında bile!) bu teknoloji harikası makinelerden biletimi çıkarttım. Üstelik bankoda ki kıza(güzel veya çirkin şansına artık) şirinlik yapıp birde beyefendi gibi hitap edip, cam kenarı dilendikten sonra şansıma ne çıkarsa diye beklemek yerine, istediğim sıradan istediğim konumdan kendi özgür iradem ile yolculuk edeceğim koltuğu seçtim..

Daha sonra oturdum Aslı Börek’te kahvaltımı ettim. Paşalar gibi kocaman kırmızı koltuklarda gazetemi okudum. Ersan’ın 29 sayı 25 ribaundluk maçının detayları okudum falan neyse daha sonra ekranda ‘’PC166 08.40 Kayseri’’ uçağı için ‘’WAİT İN LOUNGE'' yazısını fark ettim fakat o aptal ekrana tama edip gittin mi ? Tabi ki hayır ! İstifimi hiç bozmadan oturmaya, çayımı içmeye devam ettim..

Huyumdur, ne ‘'WAİT İN LOUNGE'', ne ‘’BOARDİNG’’ yazılarıyla ilgilenmem. O ekranda illa kırmızı yanıp sönen ‘’LAST CALL’’ yazısını görücem o zaman kalkar ağır ağır giderim. Ben öyle ağır-ağır giderken havaalanında bir an da bir ses duyulur ‘’Sayın Boran Arda Çetin, lütfen x numaralı kapıya müracaat ediniz, bu sizin için yapılan son çağrıdır!’’ o son da ki ‘son çağrıdır!’ var ya büyük yalan! Ondan sonra en az 2 kere daha anons ederler, merak etmeyin tecrübe ile sabittir..

Bir de ‘’WAİT İN LOUNGE’’ dendiği anda salona sanki uçağı kaçırmış gibi koşuşan insanlar varya, hani ‘’BOARDİNG’’ denince daha kapılar açılmadan ayağa kalkıp birde sıraya giren tipler yok mu, işte onlar beni benden alıyor. Arkadaş ne diye kalkıyorsun yerinden sıraya giriyorsun, bekliyorsun boş boş. Uçağa önce binip napıcaksın ?! Dolmuş değil ki bu, sen bindin hadi kalksın, illa salonda oturan beni o ufak, basık, dar, sıkışık koltuklarda bekliceksin..
Veya önce binen yer kapar, ben önce geldim burası benim diye bir mevzuda yok hani, stadyuma girmiyorsun ki yer kapasın, önlerden şöyle. Herkesin yeri yurdu, koltuğu belli acelen niye ?..

Velhasıl uçağa bindik sonra birde baş üstü dolaplarında yer kapmaca yarışı başlıyor. Aaa! Pardon uçağa girerken samimiyetsiz bir gülüşle ''Hoş geldiniz.'' diyen hostesleri unuttum. Onlarla selamlaşmamak için kulaklığım kulağımda girerim hep uçağa. Sadece onlar gibi bende onlara samimiyetsiz bir tebessüm çakarım.. Kaptanınız konuşuyor falan geyikleri de varda uçuşum bitti onları dönüş yolunda yazarım artık..

‘’Bizi tercih ettiğiniz için teşekkürler, bir başka uçuşta karşılaşmak dileği ile hoşça kalın’’